GİRİŞ:
Yazımızda dil ve felsefeyle ilgili bazı tanımlar verilerek, dil ve felsefe arasında bağlantılar ortaya konulacak, dil felsefesinin kısa bir tarihçesi aktarıldıktan sonra birtakım öneriler sunulacaktır. Bu yaklaşım denemesiyle dilin felsefeyle ya da felsefenin dille sıkı ilişkisi belirtilmeye çalışılacaktır.
TANIMLAR
Önce birkaç dil tanımı yaptıktan sonra felsefeyi tanımlayacağız:
“Dil, bir yönüyle insan zekâsının, insan duygu ve düşünce gücünün en iyi dışa verme, en iyi anlatım aracıdır. Aynı zamanda kişinin iç dünyası ile dış dünyası arasında bağlantı kuran bir araçtır. Dil, duygu ve düşüncenin kalıbı durumundadır.” (1).
“Dil, insanların duygu ve düşüncelerini bildirmek üzere sözcüklerle veya gereçlerle yaptıkları anlaşmadır.” (2).
B. Jonson’a göre; “Dil, yaşanılan iç ve dış hayatı anlamak içindir. Hayat ne kadar gelişir, genişlerse, anlatım da o kadar gelişme sağlar.” (3).
Felsefe ile ilgili bazı tanımlar ve bilgiler aşağıdadır:
“Felsefe, belli bir somut varlığa, bir tikelliğe; bir imgeye, bir tasarıma bağlı olmayan, ondan ayrılmış olan düşüncenin ortaya çıkışıyla başlıyor. Bir somut ve tikel varlığa yönelik olmamak; onda bulunmamak ve kendine dönmüş olmak felsefenin iç-başlangıç- noktası; onu öteki düşünce biçimlerinden ayıran düğümsel nokta. Başka bir deyişle, imge değil de genel ve soyut düşünce yani kavram ortaya çıktığı zaman felsefenin başladığından söz edebiliriz. (Burada, felsefenin iç başlangıcından söz ediliyor; hiç kuşkusuz bu ortaya çıkış, dolaylı olarak başka gerçeklere; onların ortaya çıkışına bağlıdır; onlar olmadan felsefe de söz konusu olamaz.)” (4).
“… Janpers’in ifadesiyle felsefe, çözülmemiş meselelerin bilimidir. Bir defa çözüldüler mi, felsefe olmaktan çıkarlar. ” (5).
“Felsefe, bir üst dildir. Varlığı ve bilgiyi sorgulayan onların üzerinde bir dildir.” (6).
“En geniş tanımıyla felsefe, her alanda ele alınan konu üzerinde soru sorma, sorgulama, eleştirel düşünme ve bütünü görmedir.” (7).
“…Farâbî (öl. 1037)’ye göre “felsefenin tarif ve mahiyeti var olmaları bakımından varlıkların bilinmesidir.” “İbn Sînâ (öl. 1037)’ya göre, felsefenin gayesi, nesnelerin hakikatlerine, bir insanın vakıf olabileceği kadar vakıf olmaktır.” (8).
Gilles Deleuze’ye göre; “Felsefe, tarih değil, oluştur; sistemlerin ardışıklığı değil, düzlemlerin birlikte yaşamasıdır.” (9).
Dil ile felsefe arasındaki ilişki için şunlar söylenebilir:
“Dil ile felsefe arasındaki ilişki temelde felsefecilerin dili kullanarak felsefe yapmalarından kaynaklanmaktadır.” (10).
O halde dil felsefesi hakkında kısa bir tarihçe vermeden dil felsefesini kısaca belirtmekte yarar vardır:
“Dil felsefesi, dilin varlık yapısı ve bu varlık yapısının başka varlık alanıyla olan ilgisini, dilin hayatla ve sübjektif –sferle olan bağlarını ve dilin insan için taşıdığı anlamlar üzerinde araştırma yapan felsefe dalıdır.” (11). Dilin kaynağını, anlamını, yapısını vb. yönleri hakkında araştırma yapan dil felsefesinin kısa tarihçesi aşağıya alınmıştır:
“Dil felsefesi ilk bakışta XX. yüzyılda ortaya çıkmış oldukça yeni bir felsefe dalıymış gibi görünmekle birlikte, henüz felsefe dalları arasında bugünkü bir bölünmenin söz konusu olmadığı Platon ile Aristoteles’e dek uzanan “geleneksel felsefenin bütün filozofları, dili felsefenin es geçilmez, değme bir konusu olarak görmüşlerdir.”(12). Dil felsefesinin kurucusunun W. Von Humboltd olduğunu belirten Akarsu, bu konuda şunları söylemektedir: “Humboltd ‘dil, olmuş bitmiş bir şey, bir ürün (ergon) değil, bir etkinliktir (energeia)’ sözü ile dilin insan tarihinin başlıca yaratıcı güçlerinden biri olduğunu anlatmak istemiştir. Dilin bir iletişim aracı olduğunu ileri sürenlere karşı Humboltd dilin yalnızca yalın bir araç olmadığını, düşünceyi yaratan bir etkinlik olduğunu ileri sürmüştür.”(13).
Dil felsefesinin ortaya çıkışı ve dilbilimsel felsefe ile arasındaki fark şu şekilde ortaya konmuştur:
“Dil felsefesinin sınırları çizilirken aralarında sıkı bir ilişki olmakla birlikte, temelde ayrı bir düşünce etkinliğine işaret eden dilbilimsel felsefe ile farkının belirtilmesi gerekir. Dilbilimsel felsefe, dilden yola çıkarak felsefe sorunlarını çözmekte kullanılan bir yöntem olarak tanımlanırken, dil felsefesi yalnızca bir yöntem olmayıp bağımsız bir inceleme alanıdır. Felsefe tarihinde Platon, Aristoteles, John Locke, David Hume, John Stuart Mill, Immanuel Kant gibi filozoflar dil felsefesi alanına girebilecek çalışmalar yapmışlardır. Bağımsız bir alan olarak dil felsefesinin kurucusunun Wilhelm von Humboldt olduğu kabul edilir. Ama dil felsefesinin asıl gelişimi 20.yüzyılda almıştır. Gottlob Frege’nin 19. Yüzyılın sonlarındaki çalışmaları, 20 yüzyılda Bertrand Russell ve Ludwingenstein’ın katkılarıyla dil felsefesinin temelini oluşturmuştur.”(14).
SONUÇ:
Dil ile felsefe birbirini destekleyerek dil felsefesini ortaya çıkarırlar. Bir dil ne kadar zenginse felsefesi de o nispette zengindir. Diğer bir ifadeyle felsefe yapabilen diller zengin diller arasında yer alır. Dil ve felsefe birbirini desteklediği oranda ilerleme kaydederler. Birinin gelişmesi diğerine bağlıdır. Daha açıkçası dili gelişmiş milletlerin felsefesi de gelişmiş demektir. Dil ve felsefe alanında zengin birikime sahip ülkelerin üstünlüğü ve hakimiyeti sonsuza kadar devam eder. Tarihsel sürecini kısaca ele aldığımız felsefe ve dil felsefesini nasıl geliştirilebiliriz? Sorusuna şu karşılıkları verebiliriz:
1.Dil ve felsefe okullarda sistemli bir şekilde okutulmalıdır.
2.Dil bilincinin yanında felsefeye karşı ilgi ve istek uyandırılmalıdır.
3.Felsefesi gelişmeyen dilin etki alanı sınırlıdır. Bu yüzden dil felsefesi üniversitelerin felsefe bölümlerinde dönemlik ders olarak değil de sürekli verilmelidir.
4.Üniversitelerin Türk Dili bölümleriyle Felsefe bölümleri çift ana dal diploması verecek şekilde yapılandırılmalıdır.
5.Dil ve felsefe; bilim ve teknoloji gibi önemsenmeli, gelişmeleri için Ar-ge faaliyetleriyle desteklenmeli, finans kaynakları artırılmalıdır.
6.Ülke çapında (örgün ve yaygı eğitim kurumlarında) dil ve felsefe olimpiyatları vb. etkinlikler düzenlenmelidir.
7.Yazılı ve sözlü basında dil ve felsefenin önemi sürekli vurgulanmalı, bu kavramların gelişmesi için kitleler bilinçlendirilmelidir.
8.Dil ve felsefe alanında çalışan uzman, öğretmen, akademisyen, yazar, şair, sanatçı vb. maddi ve manevi yönden desteklenmelidir.
9.Türkçe ile bilim ve felsefe olmaz ön yargısının yıkılmalıdır. Bunun için M.E.B. ve Üniversiteler işbirliği yapmalı, kısa, orta ve uzun vadeli projeler hayata geçirilmelidir.
KAYNAKÇA
1.Korkmaz, Zeynep, Cumhuriyet Döneminde Türk Dili, Ankara,1974.
2.Hatipoğlu, Vecihe, Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, TDK Yayını, Ankara, 1972.
3.Karaalioğlu, Seyit Kemal, Sözlü Yazılı Kompozisyon Konuşma ve Yazma Sanatı, İnkılap ve Aka Kitabevi, İstanbul, 3. Baskı, İstanbul, 1965.
4. Hilâv, Selâhattin, “Felsefenin Başlangıcı, Doğu, Korku, Birey”, Felsefe Yazıları, 5.Kitap, YAZKO, İstanbul, 1983.
5. Necati Öner’den aktaran Keklik, Nihat, Felsefenin İlkeleri, Doğuş Yayınları, İstanbul, 1982.
6.Gencay, Şaylan, “Gencay Şaylan ile Postmodernizm Üzerine Bir Söyleşi” , 23.06.2009,
Röportaj: Halil Duranay, (http://kahvevetefekkur.wordpress.com), Erişim:28.02.2010.
7.Akarsu, Bedia, “Felsefe Açısından Dil” , (kisi.deu.tr/binnurkavlak/kitaplar), Erişim:28.02.2010.
8. Keklik, Nihat, Felsefenin İlkeleri, Doğuş Yayınları, İstanbul, 1982.
9.Gilles Deleuze, Felsefe Nedir? , Çev. Turhan Ilgaz, YKY, İstanbul, 1993.
10. tr.wikipedia.org/ , Erişim:27.02.2010.
11.www.turkcebilgi.com , Erişim:27.02.2010.
12.Güçlü, A. Baki, Sarp Erk Ulaş, Ümit Hüsrev Yolsal, Erkan Uzun, Serkan Uzun, Felsefe Sözlüğü, Bilim Sanat Yayınları, Ankara,2002.
13.Akarsu, Bedia, “Felsefe Açısından Dil” , (kisi.deu.tr/binnurkavlak/kitaplar), Erişim:28.02.2010.
14. www.turkcebilgi.com, Erişim:27.02.2010.
Gazete Beykoz